Sayın Mimar Yusuf ARDIÇ ile söyleşimiz

Taşlıgedik Kültür Platformu” köyümüzün yetiştirdiği önemli şahsiyetleri sizlere tanıtmaya ve tanıştırmaya devam ediyor. Yıllardır Trabzon’da mimarlık yapan ve pek çok projeye imza atan değerli mimar Yusuf Ardıç’ı tanımak ve sizlere tanıştırmak için kendisini bürosunda ziyaret ediyoruz.

Bize kısaca kendinizi tanıtır mısınız?

1960 yılında Taşlıgedik’de doğdum. İlköğrenimimi köyde, orta öğrenimimi Çaykara İnönü Lisesinin orta kısmında liseyi ise, Trabzon Affan Kitapçıoğlu Lisesi’nde okudum.1982’de mezun oldum. Mezuniyet sonrası şantiye şefliği yaptım ve bir süre özel şirkette çalıştım.1987 yılının Aralık ayında vatani görevimi yapmak için askere gittim. Polatlı’da yedek subay topçu olarak görev yaptım, usta birliğiniyse İstanbul’da devam ettim. Yedek subaylığım süresince mimarlık mesleğimi yapmaya devam ettim.

Mesleğinizi isteyerek mi seçtiniz, yoksa çalışmak istediğiniz başka bir alan var mıydı?

Başta ailemin tercihi oldu, İkinci derecede benim. Lise hayatımda baba mesleği olan inşaatçılık ve doğrama atölyesinde çalışmak, sonraki yıllarda seçeceğim mimarlık mesleği için bir başlangıç oldu. Lisede okurken bu mesleğin tam içine girip, ustalığa kadar yükseldim. Doğrama atölyesinde çalışmak, çok ta keyif alarak yaptığım bir iş haline gelmişti.(Bugün bile boş zamanlarımda atölyeye gider çalışırım.) Bir ara okul eğitimimi bırakmayı düşünüp, bu işe devam edeyim dedim ama zamanla bazı taşların yerine oturmadığını anladım. Yılların deneyimine sahip olan babamla çalışırken, kontrol mühendisinin ona olan tavırları ve sözleri beni çok etkiledi. Bu olay okumanın ne kadar gerekli olduğunu anlamama neden oldu. İşte bu sebeplerden ötürü mimarlık bölümünü bilerek ve isteyerek seçtim. Bugün okumayı istesem yine tercihim mimarlık olurdu.

Mimarlığın Türkiye’deki konumu nedir? Sizce önümüzdeki yıllarda mimarlık ne gibi ilerlemeler kaydedebilir?

Mimarlık, bence ayrıcalığı olan bir meslek; belli bir kuralı yok. Başka bir tanımla sanat diyebiliriz. Kişiden kişiye, coğrafyadan coğrafyaya, yaşam şartlarına göre değişiklik gösteren, kişinin düşüncelerine göre değişen, ufku çok geniş bir meslek... Ölçüsü ve standardı yok. Eğitime, ilk olarak çizgilerle başlanır. Çizim, ellerinize ve düşüncelerinize bağlı... Her meslekte olduğu gibi mimarlığın da zor yanları var. Okuması, icrası, çok zor ama zevkli bir meslek. Yaptığınız eserin neticesini alıp görebiliyorsunuz. Bölümde okurken, mimarlık mesleğini yapmayı pek düşünmüyordum. O zamanlar alanı çok dardı. Çok bilinen bir meslek değildi. Türkiye’de mezun mimar sayısı yeterli değildi. Bununla ilgili bir örnek verebilirim;”1973’de Akçaabat Eğitim Fakültesinin inşaatı yapılırken, ben ortaokul üçteydim. Mimar ve kontrol mühendisi arasında bir sorun olmuş. Çıkan sorunu mimar halledememiş ve valiye gitmiş. Validen olumlu cevabı alamayınca kendisine; “Sayın Vali sizden Türkiye’de 67 tane var benim dalımda ise 4 tane…” demiş. Sanırım bu durum, o zamanki mimarlık sektörünün içinde bulunduğu durumu yeterince ifade ediyor. Türkiye’de mimarlık mesleği bir dönem unutuldu. Oysa biz Türkler müthiş bir mimari geleneğe sahibiz. Mimar Sinan’ın torunlarıyız… Mimarlık mesleğinin önemi geç anlaşıldı ama şu anda gereken değeri kazandığını düşünüyorum. Gerçek mimarları iyi seçmek lazım, onlar da piyasaya girenlerdir.

Sürekli projelerle ilgileniyorsunuz, yeni yeni çizimler üretmek zor olsa gerek. Bize bu aşamadan söz edebilir misiniz?

Her mimar farklı çizer. Hiç biri diğerine benzemez. Zorlandığı ya da üretken olamadığı zamanlar mutlaka vardır. Fakat mevcut şartlara göre kendini yönlendirebilir. Aslında mimarlık biraz da yetenek işidir. İyi bir mimar kendini geliştirerek, mesleğinde sürekli üretken olması gerekir. Devlet kurumlarındaki mimarlık sektörü gittikçe köreliyor. Buna karşın özel şirketler daha gelişmiş iş imkânlarına sahip. Sektör ve şartlar değişti, iş alanları gelişti ve artık mimarlık popüler olan meslekler arasına girdi.

Anladığımız kadarıyla mimarlık mesleği sabır ve emek gerektiren bir meslek. Bu alanda seçim yapmak isteyen öğrencilerimize neler tavsiye edersiniz?

Mimarlık icraatı zor, sabır isteyen, fakat çok zevk alınacak bir meslektir. Mimar bir orkestranın şefi gibidir. Mimarın fonksiyonu bu yüzden çok önemlidir. Bu meslekte ilerlemelerinin ve başarılı olabilmenin yolu çok çalışmaktır. Kendinizi yenilemek, günün şartlarına ayak uydurmak, sürekli gözlem yapmak zorundasınız. Ben, gezip görmeyi yeni yeni yerleri keşfetmeyi çok severim. Gittiğim yerlerde dikkatimi ve ilgimi çeken mimari yapılaşmasıdır. Eksileri/artıları kendimce değerlendiririm. Bu incelemelerimin mesleki açıdan bana çok şey katığını düşünüyorum. Yaptığımız işte durmak yok. Bugün bu işi bitirdim, işim bitti diyemiyoruz. Dün yaptığımız işin daha güzelini yarın yapmak zorundayız. Bu her meslekte böyledir belki ama bizim meslek çok göz önünde yapıldığından daha titiz davranmak zorundayız. Bir binayı kişilerin kullanımına ve beğenisine sunarken kendimizi onların yerine koymak durumundayız. Yaptığınız bir binanın bir sonraki binaya benzememesi lazım. Bütün bunlar çok çalışmayı, sabırlı olmayı ve harcadığın mesaide özverili olmayı gerektiriyor. Yaptığımız işin en keyifli yanıysa, yaptığınız eserleri yarınlara bırakarak, kalıcı olmak… Bir anlamda tarihe not düşüyorsunuz.

Çalışırken dikkat ettiğiniz, taviz vermem dediğiniz kurallarınız var mıdır?

Doğruluktan asla taviz vermem. Bir vatandaşın işi elime geldiğinde son noktasına kadar uğraşırım. Zamanımı boşa harcamayı sevmem, çalışıp üretmeyi seven biriyim. Pazar günleri dahi evde durmam. Büroya gelir eksiklerimi gözden geçiririm. Düzenli çalışmayı severim, o yüzden çalışma saatlerim, eve gitme saatlerim belilidir. Düzenli bir aile hayatı beraberinde düzenli bir iş hayatını da getiriyor. Büromda 3 mühendis, 1 tekniker ve alttan gelecek elemanlarla çalışıyorum. Yüzlerce insan yanıma geldi. İyi niyet ve her iki tarafın karşılıklı toleransı ile işlerimi yürütmeye özen gösteriyorum. Yanlışı sevmem yanlış yapanı da… Bunca yıldır bu işin içindeyim, hayatımda bir kişiyi işinden kovdum.

Geldiğiniz şartlardan yola çıkarak edindiğiniz tecrübeler var. Aklınızda kalanları, bizimle paylaşır mısınız?

Mesleğe başlarken, önümüzü göremeden, nerede nasıl başlayacağımızı bilmeden bu yola çıktık. Bizleri yönlendirecek, bilgi verecek birilerinin olmadığı bir dönemden geldik. Meslek hayatımda profesyonelliğe yeni yeni geldiğimi düşünüyorum. İlk çalışmalarıma baktığımda bana zaman kaybı gibi geliyor. Önceden çalışma imkânları daha zordu. Mesleğe başladığımda 12 mimarlık bürosu varken, şimdi 100’ün üzerinde büro var. Bu yüzden bizden sonra mesleğe başlayan mimarların daha şanslı olduklarını düşünüyorum. Kendimi geliştirdikçe ve bugünden düne baktıkça, önceki projelerimde bir sürü eksik buluyorum. “Keşke böyle değil de şöyle çizseydim” dediğim işlerim oluyor. Geçmişteki projelerimi eleştirmem, sonraki projelerim için bana olumlu fikir veriyor.

Meslek hayatınızda size fırsat verilseydi, ya da şöyle diyelim hayalinizde gerçekleştirmek istediğiniz bir proje var mı?

Ülke çapında yetkim olsaydı apartman hayatını kaldırırdım. Bence apartman hayatı, toplumsal ilişkileri koparıyor. Komşuluk ilişkilerini asgariye indiriyor. Apartmanımda kim oturuyor, kim ne yapıyor doğru dürüst bilmiyorum. Apartman hayatı bir nevi insanı yalnızlaştırıyor. Ülkemde yapılaşmayı tek katlı bahçeli evlere dönüştürüp öyle inşa ederdim. Değerli yerleri ziraata bırakır, yerleşim yerleri için değersiz olan yerleri kullanırdım. Bence bu durum bizim ülkemiz için büyük bir yara. Avrupa ülkelerinde 1950’lerde terk edilen durum bizde uygulanmıyor. Binalar arasındaki uzaklık 10cm ama iki aile birbirini tanımıyor. Diğer bir hayalimde, çarpık yapılaşmaya engel olmak olurdu. Fakat şuan ki, konumda ne mevcut yasalarımız ne de ülkemizin ekonomik şartları buna izin veriyor. Dileğim, bir gün hayal gibi görünen bu projeleri hayata geçirebilmek. Sözü ailenize getirmek istiyoruz. Bize aile yaşantınızdan bahsedebilir misiniz? 1982’de üniversiteyi kazandım. Üniversite eğitimim devam ederken, ailemin isteğiyle amcamın kızı Fatma Ardıç’la evlendim. Belki biraz erken ama bilinçli bir evlilikti. Üç kız, bir erkek evladım var. Büyük kızım Atatürk Üniversitesi İnşaat mühendisliği, diğer kızım aynı üniversitede hemşirelik bölümünde eğitim görüyor. Üçüncü evladım Cumhuriyet Lisesi 3. sınıfta okuyor. Seneye üniversite sınavlarına hazırlanacak. En küçük kızım ilköğretime devam ediyor.

Konu aileden açılmışken son derece renkli bir kişilik olan rahmetli babanızdan ve onunla ilgili anılarınızdan bahseder misiniz?

Babamın hayatımdaki önemi çok büyüktür. Çocukluğum genelde ailemle birlikte geçti. 28 yaşına kadar onlarla birlikteydim. Ahlaki, mesleki ve ilmi terbiye gibi özel konularda birçok şeyi babamdan öğrendim. Onunla arkadaş gibiydik. İki kız, beş erkek olmak üzere yedi kardeşsiz. Babamı kaybetmenin acısı diğer kardeşlerime göre bana daha ağır geldi. Babamla gerek iş ortamında, gerekse aile içinde acı tatlı anılarımız olmuştur ama benim aklımda kalan ve hala düşündüğümde beni çok etkileyen bir anımı sizinle paylaşayım. Aslında bugün düşündüğümde, bunun bir anıdan ziyade bir vedalaşma olduğunu düşünüyorum. Babam ölümünden yaklaşık bir hafta önce baş ağrısı şikâyetiyle yanıma geldi. Birlikte yemek yemeğe gittik. Uzun süre oturduk, sohbet ettik, sonra kalkıp Maraş caddesinde yürüdük. Benim büronun altına geldiğimizde;”Hadi baba yukarı çıkalım” dedim. “Yok, ben artık döneyim” dedi. Ben de orada onunla yeniden görüşmek üzere vedalaşmıştım. O giderken arkasından öylece baktım. Onun arkasından son kez baktığımın farkında olmadan… Aslında onunla bir daha görüşmemek üzere vedalaşmıştım. Aradan bir hafta geçmemişti ki, babamın ölüm haberini aldım. Ölümünün acısı ve babamın bundan sonra bizimle olmayacağı fikrini kabullenmek benim için çok zor oldu. Babam renkli kişiliği, dini ve sanatsal bilgileriyle köyümüzün önde gelen isimlerden biriydi. Son görüşmemizi hayatım boyunca asla unutmayacağım. O anı her hatırladığımda gözlerim dolar, kendimi kötü hissederim… Babam benim hayata bakış açımda en önemli modeldi.

Siz eğitimli bir babasınız. Sizin de çocuklarınızla kuşak çatışmalarınız oldu mu? Onların hayata bakış açıları ve yaşadığınız problemlerden bahsedebilir misiniz?

Her kuşak arasında olduğu gibi benimde çocuklarımla kuşak farkından kaynaklanan olumsuzluklar oluyor. Ben elimden geldiğince onların seviyesine inmeye, onları anlamaya, dinlemeye, onların gözüyle hayata bakmaya çalışıyorum. Ancak çoğu zaman çocuklarımla aynı dili konuşamayabiliyoruz. Birbirimizi anlamadığımız zamanlar elbetteki oluyor. Ben de gençlik dönemimde babamla aynı noktada buluşamadığım konular oldu. Benim çocuklarımın da kendi çocuklarıyla anlaşamayacağı noktalar olacaktır. Önemli olan insanın çocuklarıyla ortak bir noktada buluşabilmesidir. Çocuklarımla nasıl bir problem yaşarsam yaşayayım her zaman ortak bir noktada buluşabiliyorum. Sorunlarımızı konuşarak halledebiliyoruz. Eğitim birçok şeyin çözümüdür. O yüzden eğitimin önemini biliyor ve eğitim önem veriyorum. Bunun için de çocuklarımın eğitimi için elimden geleni yapıyorum. Örneğin; büyük kızım bana yakın bir sektörde okuyor ve ilerde meslek hayatına atılırken onun yanında olacağım, onun için elimden gelen desteği göstereceğim.

Günümüzde kent yaşamı insanların hayatında oldukça önemli bir yer tutuyor. kent yaşamının getirdiği sorunlar ve stres, insanları köye yöneltiyor. Köy yaşamı insanımız için eski değerini kazanmaya başladı. Bu bağlamda köyümüz Taslıgedik’in yaşamınızdaki yerinden bahseder misiniz? Sizce eskiden köy hayatı nasıldı?

Köy yaşamı, köy hayatı bitti gibi… Köyü köy gibi yaşamıyoruz artık, daha doğrusu eski köy hayatını yaşayamıyoruz. Çocukluğum köyde geçti. Fakat 1975’ten sonra köye çok az gider oldum. Eskiden diyaloglar, komşuluklar, sohbetler çok farklıydı. Fiske lambasının altında ocağın bütün odalara baktığı bir ev olurdu. Ateş herkesin evinde yoktu. Komşular birbirlerine ihtiyaç duyduklarından, ilişkilerini daha sağlam tutarlardı. Buna ateş komşuluğu denirdi. Çünkü herkeste ocak olmayınca, ihtiyaçların birbirinden karşılanarak yapılan ilişkiye denirdi. Bütün bu diyaloglar günümüzde çok azaldı. Yaz mevsimi geldi mi insanımız, yayla hevesiyle sırtında yükü, önünde hayvanıyla yollara düşerdi. Şimdi öyle değil. Bunlar artık köy hayatında özlenen şeyler oldu. Tarımsal hayat artık yerini teknolojiye bıraktı. Köylü de bir nevi şehirleşmeye başladı. Şimdilerde köye gidiyorum, arabamla evin önüne çıkıyorum kimseyi görmeden yine arabama biniyor, Trabzon’a dönüyorum. Yolda birilerine selam veriyorum, zorla selamımı alıyor. Kimse kimseyi görmüyor artık… Bu da maddi olanakların daha fazla olması, insanların birbirlerine ihtiyaç duymamasından kaynaklanıyor. Ancak şu bir gerçek ki, eninde sonunda tekrar köye döneceğiz. Babamın bir sözü vardı;”Bu insanlar gidiyor gidiyor ama öyle bir güzel dönecekler ki köyde yer bulamayacaklar.” derdi. Babamın o sözünü o zaman anlamazdım ama şimdi çok daha iyi anlıyorum. Dünya yaşamı zorlaştı. İnsanlar arasındaki ilişkiler kopmaya başladı. Maneviyat bitmiş, maddeye bağlı ilişkiler başlamış ve hızla yayılıyor. Bence köy hayatını sonlandırmak, sonumuzu getirmek olur.

Peki, sizin mesleğinizle de yakından ilgisi olduğunu düşündüğüm köydeki yüksek katlı binaların, nasıl bir görüntü kirliği yaratığının sanırım farkındasınız. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bir mimar olarak köydeki yüksek binaların oluşturduğu görüntüyü çok çirkin buluyorum. Üzüldüğüm noktaysa istemeyerek de olsa köyümüzün bu görüntüsüne katkıda bulunuyor olmam. Çünkü birçok binanın projesini istemeyerekte olsa ben çizdim. Hatta şimdilerde hiç istememe rağmen amcamın eski evini yıkıp üstüne yine aynı binalardan bir tane daha çizip hayata geçireceğim. Bana sorarsanız bu denli betonlaşmanın köy gibi bir yerde olması, hem doğanın dengesini bozuyor, hem de ahşap evlerin değerini kendi elimizle yok ediyoruz. Ama bunu bugün kimseye anlatamıyorsun. Bence bu durum gereksiz ve doyumsuz bir durum.

Sizce köyün en önemli sorunları nelerdir?

Düşününce yol, okul ve caminin eksikleri olduğunu düşünüyorum. Köyümüzün okulunda öğrenci kalmadı. Aslında okul çok ta sorun değil. Bence önemli sorunların basında yol geliyor. Bir mimar olarak köyüme baktığımda iyi bir bilgi doğrultusunda çarpık yapılaşma olmadan, yüksek binalar yapmadan köydeki yapılaşmayı sürdürülmesi gerektiğini düşünüyorum. Köyde şehir hayatının olmaması lazım. Bu sorunlar üzerinde durulması lazım. Yanlış yanlışı doğurur. Bu sorunların en kısa zamanda giderilmesini istiyorum ve umuyorum.

Taşlıgedik Köyü’nün bütünlüğünü oluşturan ve sahip olduğu özellikleri yansıtmada önemli bir etken olan “Taşlıgedik Kültür Platformu” hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Site açıldığı günden beri elimden geldiğince bakıyor ve takip ediyorum. Kuran ve katkıda bulunan herkese çok teşekkür ediyorum. Köylülerimiz arasındaki kaynaşmayı sağlıyor. Böyle bir sitenin kurulmasıyla çok güzel bir adım atıldı. Bizler de elimizden gelen katkıyı sağlayarak bu kaynaşmayı pekiştirmeliyiz. Ben de Yusuf Ardıç olarak “Taşlıgedik Kültür Platformu’na” elimden gelen katkıyı ve yardımı yapmaya hazırım.

Sitede olmasını istediğiniz ya da eleştireceğiniz her hangi bir bölüm var mı?

Site çok güzel oldu ama ziyaretçi defterini kullanırken biraz daha ölçülü ve sayfanın getirisine göre mesajlar yazılması gerektiğini düşünüyorum. Sayfaları kullanırken siteyi amaçlarımız için bir araç olarak kullanmaktan kaçınmalıyız. Taşlıgedikliler olarak, gerek site için gerekse köyümüz ve köylümüz için taşıdığımız sorumlulukların bilincinde olarak hareket etmeliyiz. Değerlerimizi korumaya çalışan ve bu yönde katkı sağlayan tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum. Ayrıca bana zaman ayırdığınız için “Taşlıgedik Kültür Platformu’na” teşekkür ediyorum.

Biz de “Taşlıgedik Kültür Platformu” olarak bize zaman ayırdığınız için teşekkür ediyoruz.

Röportaj: Taşlıgedik Kültür Platformu

Atatürk Köşesi
Köyümüze Dair
Köyümüze Dair
> Köyümüz
> Tarihimiz
> Eğitim
> Coğrafi Yapı
> Ekonomik Hayat
> Tarım ve Hayvancılık
> İklim ve Bitki Örtüsü
> Köy Camii
> Köy İlkokulu
> Kabristan Ziyaretleri
> Köy Değirmenleri
> Haritadaki Yerimiz
Mezirelerimiz
Yaylalarımıza Dair
Yaylalarımıza Dair
> Buzpınar Yaylası
> Mağlagamboz Yaylası
> Şekersu Yaylası
> Çaykara Yaylaları
> Yayla Şenlikleri
Aydın Yayla Otel
Kültürümüze Dair
Kültürümüze Dair
> Gelenek ve Görenekler
> Vay Beni
> Atışmalar
> Maniler
> Ata Sözleri
> Bilmeceler
> Deyimler
Taşlıgedik Bal Evi
Sanata Dair
Sanata Dair
> Şair ve Ozanlarımız
> Marangoz Ustalarımız
> El Sanatları
> Ressamlarımız
Değirmenlerimiz
Yöremize Dair
Yöremize Dair
> Yöremiz
> Komşu Köyler
> Yöre Mutfağı
> Yöre Sözleri
> Yöre Giysileri
> Yöre Evleri
> Yöresel Takvim
Köy Bakkalı & Kahvesi
Üye Girişi
Kullanıcı Adı

Parola



Parolanızı Mı Unuttunuz?
Buraya Tıklayın
İstatistik Paneli
Online Misafir:2
Online:Online üye yok

Kayıtlı Üye:621
Yeni Üye:monuryazici
Bugün: 477
Şimdi: 2


Ziyaretlerimiz

Karadeniz Kadını
Köyümüzden Simalar




Taşlıgedikspor
Yöresel Araç Gereçler